3 Aralık 2013 Salı

İSLAM BİLGİNLERİNİN TAHRİF UYDURMACASI

Hem Muhammed hem de ilk dönemlerin İslam alimleri;Hristiyanların elindeki İncil ve Tevrat'ın Kuran ile uyumlu olduğunu zannediyorlardı.Ve bu Kuranda açıkça yazmaktaydı.Ama daha sonraki dönemlerde İslam alimleri Hristiyan bilginlerle dini tartışmalara girdiklerinde,onların ellerinde bulunan İncil ve Tevrat'ın Kuran ile uyumlu olmadığını fark ettiler.Ve bu onları çok zor bir ikileme soktu.Kuran açıkça ellerindeki İncil doğrudur dediği halde,müslüman bilginler ellerindeki İncil doğru değildir demek zorunda kaldılar.Kuranla ters düştüler.İncil Tahrif edildi yalanına tutunmaktan başka çareleri kalmadı.
 İNCİL VE KURAN-İKİSİ BİRDEN DOĞRU OLAMAZ:
Müslüman alimler Kurana dayanarak Cennetteki cinsel ilişkiden ve evlilikten bahsederlerken,Papazlar İncile dayanarak Cennette cinsel ilişki ve evlilik yoktur diyorlardı.Bu durum Müslüman alimlerin hem İncilin hemde Kuranın aynı anda doğru olamayacağını anlamalarını sağladı.
  Dirilişten sonra insanlar ne evlenir, ne de evlendirilir, gökteki melekler gibidirler-MATTA 22:30 İNCİL
İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hurilerle evlendiririz.(DUHAN 54 KURAN)

 Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak"Onları,ceylan gözlü hurilerle evlendirmişizdir:(TUR 20 KURAN)
 Biz onları bakireler kıldık,eşleri için,ahirette mutluluğa erenler için(VAKIA 36-38 KURAN)
   Ayrıca diğer konularda da tartışmalar patlak veriyordu.Örneğin Süleyman hiç bir zaman doğru yoldan sapmamıştır Kurana göre.Kafir olmamıştır.Oysa Tevrat Süleymanın kafilik döneminden bahseder,putperest bir dönem yaşadığını söyler.
   Süleyman hiç bir zaman kafir olmadı...BAKARA 102 KURAN
Süleyman'ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu, yolundan saptırdılar.1.KRALLAR 11:3 TEVRAT

   Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı RAB'be adayan babası Davut gibi yaşamadı.1.KRALLAR 11:4 TEVRAT

   Saydalılar'ın tanrıçası Aştoret'e ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e taptı.1.KRALLAR 11:5 TEVRAT

  Böylece RAB'bin gözünde kötü olanı yaptı, RAB'bin yolunda yürüyen babası Davut gibi tam anlamıyla RAB'bi izlemedi.1.KRALLAR 11:6 TEVRAT

   Yeruşalim'in doğusundaki tepede Moavlılar'ın iğrenç ilahı Kemoş'a ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e tapmak için bir yer yaptırdı.1.KRALLAR 11:7 TEVRAT
  Kurana göre Tanrının bir oğlu olamazdı.Ama İncil baştan sona kadar İsa Tanrının oğludur diyordu.
  Yahudiler, Uzeyr Allah'ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesih (İsa) Allah'ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin!(TEVBE 30 KURAN)
  De ki : Eğer Rahman'ın bir oğlu olsaydı, elbette ben (ona) kulluk edenlerin ilki olurdum!(ZUHRUF 81 KURAN)
  Ayrıca Kurana dayanan İslam alimleri her zaman İsa Rab değildir demişlerdir.Ama İncile göre İsa Rabdir.
  (Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i (İsa'yı) rab edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu.(TEVBE 31 KURAN)
 Eğer İSA RAB'dir diye ağzınla açıkça söyler ve Tanrı'nın O'nu ölü­ler arasından dirilttiğine yürekten iman edersen kurtulacaksın.ROMALILAR 10/9 İNCİL
  Bu durum açıkça Kuran ın yanıldığını gösteriyordu.Çünkü Kuran ellerinde bulunan İncil ve Tevrat değiştirilmediler,doğrular ve Kuranla uyumlular diyordu pek çok ayette.Ama görünen oki hiçte Kuranla uyumlu değildi ellerindeki İncil ve Tevrat.
   Bu durumda müslüman bilginler ellerindeki İncil ve Tevrat değişmemiştir diyen ayetleri hiçe sayarak,onların ellerindeki İncil ve Tevrat bozuktur,tahrif edilmiştir yalanını uydurdular.İşin içinden böyle çıkmaya çalıştılar.Oysa Kuran onlar gibi düşünmüyordu bu konuda.
  Kuran İncil ve Tevrat ın da değişmediğini ve korundugunu söylüyor.
******************************************************************************************************************************************
1- ”Allah ın SÖZLERİNİ HİÇ KİMSE DEĞİŞTİREMEZ.Öncekilerin mesajları sana da ulaştı=ENAM SURESİ:34.AYET-KURAN”
Muhammed e önceki elçilerin mesajı nın ulaşma nedeni olarak Allah ın sözlerinin hiç birinin değiştirilememesi gösteriliyor.Tevrat ve İncil de Allah ın sözleri olarak indirildiyse o zaman onları da kimse değiştiremez.
******************************************************************************************************************************************
2-”Onların ELLERİNDE BULUNAN TEVRAT I ve İNCİL İ tasdik eden bir kitap indirdik sana=ALİ İMRAN SURESİ:3.AYET-KURAN”
Dikkat edilirse bu ayet,bozulup gitmiş olan bir Tevratı ya da bozulup gitmiş olan bir İncil i anlatmıyor.Şu an ELLERİNDE BULUNAN bir Tevrat tan ve İncilden bahsediyor.Kuran ın Tasdik ettiği Tevrat ve İncil ŞU AN ELLERİNDE OLAN Tevrat ve İncildir.
********************************************************************************************************************************************
3-”Bize indirilen ile,İbrahim,İshak,Musa,Elyase(Tevratta ki Elişa) ve İsa ya inenler arasında ayrım yoktur=BAKARA SURESİ:136.AYET-KURAN”
Yani Allah Kuran ı koruyorsa onları da koruyor.Ayrım yapmıyor.Biz de Ayrım yapmıyoruz.Ama Allah Kuran ı koruyup diğer indirilenleri  korumuyorsa AYRIMI KENDİSİ YAPIYOR demektir.Bu durumda nasıl insanlardan bu inenler arasında ayrım yapmamalarını isteyebilir ki?
*******************************************************************************************************************************************
4-Musa nın Kavmi içindeki bir gurup DOGRU YOLDADIR=ARAF SURESİ:159.AYET-KURAN”
Ortada Saglam bir Tevrat yoksa Musa nın toplulugundan bir gurup asla dogru bir yolda olamaz.Hala o kavimden birileri dogru yoldaysa uydukları Tevrat bozulmamış bir Tevrat olmalıdır.
*******************************************************************************************************************************************
5-”Musa ya Tevrat ı indirdik.İnsanlar için bir nur ve hidayet var Tevrat ta=ENAM SURESİ:91.AYET-KURAN”
Tevratta bir zamanlar nur ve hidayet vardı demiyor.Halen daha var diyor.
*********************************************************************************************************************************************
6-”Zikri biz indirdik.Zikirden sonra da Zeburu indirdik=ENBİYA SURESİ:105.AYET-KURAN”
Görüldüğü gibi ayet Zeburdan önce inen Tevrat için ZİKİR kelimesini kullanıyor.Şimdi bu ayeti başka bir ayetle karşılaştıralım:
”Zikri biz indirdik.Onun için Zikri biz koruyacagız=HİCR SURESİ:9.AYET-KURAN”
Zikir i İndirdiği için koruyor.Tevrat ta İNDİRDİĞİ BİR ZİKİR olduguna göre Tevrat ı da koruyor.
***********************************************************************************************************************************************
7-”İçinde Allah ın HÜKMÜ BULUNAN TEVRAT ELLERİNDE varken,gelip senden hüküm vermeni istemesinler=MAİDE SURESİ:43.AYET-KURAN”
Görüldüğü gibi Tevrat halen geçerli bir Allah Hükmü olarak kabul ediliyor.Yani ayet gitsinler ve bozulmuş sahte tevrat a uysunlar demediğine göre,demekki o an ellerin de bulunan Tevrat ı geçerli ve güvenilir buluyor.
Hatta Tevrat ve İncil i elinde bulunduranlar Kuran ı ve Muhammed i onaylamalıdırlar.Muhammed in şüphesini gidermesi için bile bu toplulukların Muhammed i onaylamasına ihtiyaç var.
”Eğer sana indirdiğimizden şüphen varsa,git senden önce Kitap İndirdiğimiz Toplumlara sor=YUNUS SURESİ:94.AYET-KURAN”
****************************************************************************************************************************************
8-”Deki eğer dogru sözlüler ideniz Tevrat ı getirip okuyun=ALİ İMRAN SURESİ:93.AYET-KURAN”
Yani Tevrat ı dogru bir söz kabul ediyor.Hatta dogru sözleri onaylayıcı olarak Tevrat ı getirin okuyun diyor.
*****************************************************************************************************************************************
9-”Tevrat ı ve İncil i hakkıyla UYGULASINLAR=MAİDE SURESİ:68.AYET-KURAN”
Tevrat ve İncil bozulmuşsa neyini uygulayabilecekler ki?Yani Ayet bozulmuş ve Sahte Tevratı uygulayın mı demek istiyor?Hem de hakkıyla uygulayın.
*******************************************************************************************************************************************
”İsrailoğullarına da Musa nın Kitabını MİRAS BIRAKTIK=MÜMİN SURESİ:53.AYET-KURAN”
Allah Tevrat ı koruyamamışça İsrailoğullarına bozulan ve tahrif olan çürük bir miras bırakmış olur.Yani Tanrı Tevrat ı miras olarak  koruyamamış olur.
*****************************************************************************************************************************
”Bu ikisinden(Tevrat ve Kuran)daha doğru bir kitap yoktur=KASAS SURESİ:49.AYET-KURAN”
Yani Tevratta en az Kuran kadar doğru kabul ediliyor.
      ###################################################
 Peki ama Muhammed'in ellerindeki İncil ve Tevrat doğrudur demesinin sebebi nedir?
  1-İncil ve Tevratı okumamıştı.Çevresindeki Arap toplumuda okumamıştı.Onun için okumadığı kitaplar hakkında tahmine dayalı konuşuyordu.Ve ellerindeki İncil in Kuranla uyumlu olduğunu zannediyordu.Yanılıyordu.
  Sen bundan önceki kitapları okumuyordun ve elinle kitapta yazamıyordun. Öyleyse batıla uyanlar kuşku duyup duracaklardır(ANKEBUT 48 KURAN)
  Muhammed ümmidir ve kendisininde belirttiği gibi ümmiler kitapları okumazlar.Sadece kulaktan dolma bilgilerle kitaplar hakkında konuşurlar.(ve yanılırlar)
İçlerinde bir takım ümmiler vardır ki, Kitab'ı bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar.(BAKARA 78 KURAN)
 Allah ümmilere ümmi bir peygamber yolladı,kendi içlerinden...(CUMA 2 KURAN)
  2-Muhammed'in yaşadığı ümmi Arap toplumu okuyamadığı bu iki kitaba saygı gösteriyordu.Bu iki kitap gibi bir kitap bizim Arap kavminede gelse diyorladı.Onun için etrafındaki toplumun bu bakışından etkilenerek önceki kitapları doğru ve yüce kabul etti.Hemde okumadığı halde,tahminlere dayanarak.
  Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı",(AFFATS 168 KURAN)
 O zaman biz Allahın iyi kullarından olurduk(SAFFAT 169 KURAN)
  Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik" demeyesiniz diye;(ENAM 156 KURAN)
  Ama Hristiyanlar bu hilenin farkındalar.Hriistiyanlar Kuran bizim elimizdeki İncili doğruluyor ama İslam alimleri elimizdeki İncili doğrulamıyor demektedirler.İslam alimlerinin bakışıyla Kuranın bakışının birbirine zıt olduğunu fark etmişler.
  http://www.youtube.com/watch?v=4k_FLBJHum8

MUHAMMEDİN TEVRAT VE İNCİL HAKKINDAKİ CAHİLLİĞİ

Muhammed büyük bir gaf yaparak Hristiyan ve Yahudilere elinizdeki İncile ve elinizdeki Tevrata uyun diyor.Ama ellerindeki Tevratta ve ellerindeki İncilde ne yazdığını bilmeden bunu söylüyor.
  Önce elinizdeki incile uyun diyor sonrada İsa rabdir demeyin diyor.Oysa ellerindeki İncilde İsa rabdir yazıyor.Muhammed bunu bilmediği için elinizdeki İncile uyun diyor.Yani ellerindeki İncili biliyormuş gibi yapsada ellerindeki İncili hiç bilmediği çok belli oluyor.Ve böyle bir çok örnek vardır.
  ”Deki eğer dogru sözlüler ideniz Tevrat ı getirip okuyun=ALİ İMRAN SURESİ:93.AYET-KURAN”

 ”Bu ikisinden(Tevrat ve Kuran)daha doğru bir kitap yoktur=KASAS SURESİ:49.AYET-KURAN”

 ”Onların ELLERİNDE BULUNAN TEVRAT I ve İNCİL İ tasdik eden bir kitap indirdik sana=ALİ İMRAN SURESİ:3.AYET-KURAN”

  ”Tevrat ı ve İncil i hakkıyla UYGULASINLAR=MAİDE SURESİ:68.AYET-KURAN”

”İçinde Allah ın HÜKMÜ BULUNAN TEVRAT ELLERİNDE varken,gelip senden hüküm vermeni istemesinler=MAİDE SURESİ:43.AYET-KURAN”

  Ellerinde bulunan Tverat ve İncil doğrudur diyor,elinizdeki Tevrat ve İncili uyamalısınız diyor.Kaybolup gitmiş olan değil,bozulmuş olan değil,ellerinde bulunan Tevratı ve İncili onaylıyor Kuran.Yani elinizde bulunan Tevrat ve İncil bozulmuşlardır demek yerine elinizde bulunan İncil ve Tevrat doğrudur diyor.Bunu dedikten sonrada,ellerindeki incil ve Tevratı aslında hiç bilmediğini gösteren hatalar yapıyor Muhammed.
  Elinizdeki İncile uymalısınız dedikten sonra İsa Rab değildir diyor.Oysa İsa nın rab olduğu ellerinde bulunan incilde yazılıdır ve Muhammed bunu bilmemektedir.İncilin bunu dediğini bilse elinizdeki İncile uymalısınız demezdi.Bu hatayı yapmazdı.
Allah'ı bırakıp bilginleriyle râhiplerini ve Meryemoğlu Mesîh'i Rab tanımışlardır; halbuki onlara da ancak tek mabuda kulluk etmek emredilmiştir. Ondan başka tapacak yok; o onların şirk koştukları şeylerden münezzehtir.(TEVBE 31 KURAN)

  Haftanın o ilk günü akşam olunca, öğrencilerin Yahudilerden korkusu nedeniyle bulundukları yerin kapıları kapalıyken İsa geldi, ortalarında durup onlara, «Size esenlik olsun!» dedi.(YUHANNA 20/19 İNCİL)


Bunu söyledikten sonra onlara ellerini ve böğrünü gösterdi. Öğrenciler Rab'bi görünce sevindiler.(YUHANNA 20/20 İNCİL)

İsa'nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı'nın O'nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen, kurtulacaksın.(ROMALILAR 10/9 İNCİL)

Hatta dahada ilerisi İsa tapınılacak biridir İncilde.Muhammed bununda incilde yazılı olduğunu bilmiyor.Bilse elinizdeki incil doğrudur demezdi,elinizdeki İncile uyun demezdi.
  İsa'yı gördükleri zaman O'na tapındılar. Ama bazıları kuşku içindeydi.(MATTA 20/17 İNCİL)

Öğrencileri O'na tapındılar ve büyük sevinç içinde Kudüs'e döndüler.(LUKA 24/52 İNCİL)

  Ve yine Muhammed hem elinizdeki İncile uyun diyor hemde İsa Tanrı oğlu değildir diyorsa'nın Tanrı oğlu olması gerektiğinin İncilde yazdığını bilmiyor yani.
   Yahudiler: 'Uzeyr ALLAH'ın oğludur,' dediler. Hıristiyanlar da, 'Mesih ALLAH'ın oğludur,' dediler. Bu, ağızlarından çıkan sözleridir. Önceden inkar etmiş olanların sözlerini taklid ediyorlar. ALLAH onları mahkum eder. Nasıl da çevriliyorlar?(TEVBE 30 KURAN)

  Hem elinizdeki incil doğrudur de hemde İsa Tanrı oğlu değildir de.Demekki ellerindeki İncilde İsa nın Tanrı oğlu olarak geçtiğinden bi haber olarak bu cehaleti sergiliyor Muhammed:
  İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve İsa, Tanrı'nın Ruhunun güvercin gibi inip üzerine konduğunu gördü.(MATTA 3/16 İNCİL)


Göklerden gelen bir ses de şöyle dedi: «Sevgili Oğlum budur, O'ndan hoşnudum(MATTA 3/17 İNCİL)

Buluttan gelen bir ses, «Bu benim Oğlumdur, seçilmiş Olan'dır. O'nu dinleyin!» dedi.(LUKA 9/36 İNCİL)

Melek ona şöyle cevap verdi: «Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, en yüce Olan'ın gücü senin üstüne gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek.(LUKA 1/35 İNCİL)

  Muhammed gayet bilgisiz bir şekilde elinizdeki incil doğrudur derken;bir taraftanda İsa çarmıhta ölmedi demektedir.Ellerindeki İncilde bunun tam tersinin yazılı olduğunu bilmediği çok açıktır.
   "Biz Allah'ın peygamberi Meryemoğlu İsa mesih'i öldürdük" dediler.Oysa onu öldürmediler ve asmadılar.(Nisa:157)

  Bunun tam tersinin elelrindeki İncilde yazılı olduğunu bilseydi ya bu sözü söylemezdi yada elinizdeki incil doğrudur sözünü söylemezdi.Yani incilde İsa çarmıhha asılmıştır,orada ölmüştür ve üçüncü gün dirilmiştir.Ve Muhammed bunun ellerindeki incilde yazmadığını sanmaktadır.
  Askerler O'nu çarmıha gerdikten sonra kura çekerek giysilerini aralarında paylaştılar.(MATTA 27/35 İNCİL)

İsa yüksek sesle, «Baba, ruhumu senin ellerine bırakıyorum!» diye seslendi. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi.(LUKA 23/46 İNCİL)

İsa, haftanın ilk günü sabah erkenden dirildiği zaman önce Mecdelli Meryem'e göründü.(MARKOS 16/9 İNCİL)

Onlara dedi ki, «Şöyle yazılmıştır: Mesih acı çekecek ve üçüncü gün ölümden dirilecek(LUKA 24/46 İNCİL)

 Bütün bu durumlar daha sonra Müslüman bilginler için bir çıkmaz yarattı.Çünkü Kuran açıkça ellerindeki İncil ve tevrat doğrudur diyordu ama ellerindeki Tevrat ve İncil Kurana çok tersti.Muhammed bunu bilmeden,ellerindeki İncil ve tevratın Kurana uygun olduğunu zannederek bunları söylemişti.Ama uymuyorlardı işte.Müslüman bilginler çareyi Tevrat ve İncil değiştirilmişlerdir demekte buldular.Muhammedin cehaletinin yol açtığı durumu kapatmak için buna mecbur kaldılar.Oysa Kuran ellerinde bulunan İncil ve Tevrat doğrudur diyerek müslümanla bilginlerin İncil ve Tevrat bozukturlar görüşünü yalanlamaktadır.

ALEMLER KELİMESİNİN GERÇEK ANLAMI

Kuranın bütün kavimlere değilde sadece Arap kavmine seslendiğini anlayanlar alem kelimesine yanlış anlam vererek hileli bir yola başvuruyorlar.
 Müslümanlar Kuran ın bir Kavim e değil bütün kavimlere gönderildiğini anlatmak için aynı ayetle geliyorlar:
”’Merhametimizi görmeleri için seni alemlere yolladık=ENBİYA SURESİ:107.AYET-KURAN”
MÜSLÜMAN ARKADAŞLAR BU AYETTE Kİ ALEM KELİMESİNDEN BÜTÜN İNSANLIK VE BÜTÜN VARLIKLARI ANLIYORLAR.
Bu konu da kendilerini pek haksız saymıyorum.Çünkü onları buna iten TERCÜME HİLELERİ YAPARAK ONLARI YANLIŞ YÖNLENDİREN MÜSLÜMAN DİN ADAMLARININ YÜZÜNDEN böyle oluyor.
Her şeyden önce şunu sormak lazımdır=YUKARIDAKİ AYETTE,MÜSLÜMAN TERCUMANLAR AYETTE OLAN BÜTÜN KELİMELERİ TÜRKÇEYE ÇEVİRDİKLERİ HALDE,NEDEN ”’ALEM” KELİMESİNİ DE TÜRKÇEYE ÇEVİRMİYORLAR?NEDEN SADECE ”’ALEM”’KELİMESİNİ OLDUGU GİBİ ARAPÇA HALİYLE TERCÜMELERİNDE KULLANIYORLAR?
Şimdi şu ALEM kelimesine yakından bakmaya çalışalım.Böylece Müslüman tercumanların ayette ki ALEMLER sözünü neden Türkçeye çevirmeden oldugu gibi bıraktıklarını daha iyi anlamış oluruz:
**************************************************
”’Merhametimizi görmeleri için seni ALEMLERE(Lİ EL ALEMİNE) GÖNDERDİK=ENBİYA SURESİ:107.AYET-KURAN”
Ayette geçen kelime nin orjinali=Lİ EL ALEMİN kelimesidir.Ama bu kelime bütün insanlar ya da bütün yaşayanlar anlamına gelmiyor.
Lİ-ALE-MİN=BİLEN KİMSELER demektir
Ayette geçen Lİ EL ALEMUN sözü BİLEN KİMSELER anlamına gelir.Yani bütün kavimler ve bütün insanlar anlamına gelmiyor.O halde bunu bilerek ayeti yeniden yazalım:yani Müslüman tercümanların Arapça bıraktıgı ALEMİN kelimesini de Türkçeye çevirerek yazalım:”BİZ SENİ MERHAMETİMİZLE BİLEN KİŞİLERDEN BAŞKASINA GÖNDERMEDİK=ENBİYA SURESİ:107.AYETİ-KURAN”
……………………………………………………………………………………………………………………… ……..
Hatta benzer ayetlere de bakabiliriz:
”O BİLEN KİMSELER(EL-ALEMİN-E)İÇİN bir öğüttür..Başkası için değil=KALEM SURESİ:52.AYET-KURAN”
……………………………………………………………………………………………………………………… …
”Verdiğimiz misaller insanlar içinde ancak BİLENLER İÇİNDİR(el alimune/EL-ALEMİN-E)=ANKEBUT SURESİ:43.AYET-KURAN”
………………………………………………………………………………………….
”De ki BİLEN KİMSELERLE(YA ALEM U) İLE BİLMEYEN KİMSELER(LA-YA ALEM-U) bir olamazlar=ZUMER SURESİ:9.AYET-KURAN”

(İŞE BAKIN Kİ,ENBİYA 107 DE ALEMİN KELİMESİNİ TÜRKÇEYE ÇEVİRMEYİP OLDUGU GİBİ VEREN TERCUMANLAR,ZÜMER SURESİ 9.AYETİNDE GEÇEN ALEMİN KELİMESİNİ TÜRKÇEYE ÇEVİREREK BİLEN KİMSELER ŞEKLİNDE VERMİŞLER.HİKMETİNİ ANLADINIZ SANIRIM
…………………………………………………………………………………………
Siz bilmiyorsanız(LA TA ALEMUNE) zikir ehline gidip sorun=ENBİYA SURESİ:7.AYET-KURAN”

Hadi burada ki ALEMİN kelimesini de Türkçeye çevirmeden versinler de samimiyetlerine inanalım.
Yani şu şekilde olmuş olur=SİZ BİR ALEM DEĞİLSENİZ ZİKİR EHLİNE SORUN
………………………………………………………………………………………………………………….
Ve Allah Ademe isimleri öğretti(VE ALEM E)
Melekler dedi bize öğrettiğinden(ALLEM-TE-NA) bilmeyiz
Allah dedi,ben sizin bilmediklerinizi bilirim(İNNİ ALEM-U)=BAKARA SURESİ:32.ve 33.AYETLER-KURAN”
Bu ayetteki alem kelimesini bilen olarak çevirmeleri,alem kelimesinin bilen anlamına geldiğini fark ettiklerini gösteriyor.…………………………………………………………………………………………………………….
Araf Suresinin 32.ayeti nin son kısmı şöyledir=Lİ KAVMEN YA ALEMİNE(BİLEN BİR KAVİM İÇİN)
Şimdi burada neden ALEM kelimesini oldugu gibi bırakmamış da Türkçeye çevirmişler ki?
Çünkü enbiya 107.ayette oldugu gibi burada da ALEMİN KELİMESİNİ oldugu gibi verseydiler ortaya şöyle bir ayet çıkmış olacaktı=SİZ ÇOK ALEM BİR KAVİMSİNİZ
………………………………………………………………………………………….
”ALLAH DAHA İYİ BİLENDİR(VE ALLAH U ALEMU)=YUSUF SURESİ:77.AYET-KURAN”(ayetin en son kısmını verdim.bu kelime ayetin en sonunda geçer)
………………………………………………………………………………….
”Ve onun haberini SİZ BİLECEKSİNİZ(ALEMUNE)=SAD SURESİ:88.AYETİ-KURAN”

YENİDEN AYNI HİLE.ENBİYA 107.AYET TE ÇEVİRMEDİKLERİ ALEMİN KELİMESİNİ BURADA ÇEVİREREK TÜRKÇESİNİ VERİYORLAR=SİZ BİLEN KİMSELER OLACAKSINIZ diye çevirmişler.Sıkıysa bu ayetteki ALEMİN kelimesini de ARAPÇA OLARAK VERSİNLER de görelim. O zaman ayet şöyle olur=”SİZ BİR ALEMSİNİZ:SAD SURESİ=88.AYET-KURAN”
Bu Müslüman Tercümanlar GERÇEKTEN DE ÇOK ALEM ADAMLAR
………………………………………………………………………………….
NOT=Aslında Araplar yaratılmışları kastetmek için mahluk veya mahluklar gibi kelimeleri kullanırlar.Alem kelimesi bütün yaratılmışlar olamaz.Çünkü Muhammed getirdiği mesaja inanmayan yaratıklara hiçte rahmet olmuyor,aksine onlara gazap getirmiş oluyor.Artı alemlere bütün yaratılış dersek hayvanlara ve mikroplara da yollanmış bir muhammed çıkar karşımıza.ALEM KELİMESİNİN BÜTÜN MAHLUKLAR ANLAMINDA KULLANILMASI ARAP OLMAYAN BİLGİNLERİN BİR YORUMUNDAN SONRA ORTAYA ÇIKAN BİR DURUMDUR.Arapçadan kaynaklanan bir durum değildir;
”ŞERH-İ AKAİD adlı kitabın başında şöyle deniliyor;Bütün varlıklar(mahluklar)Allahın varlığına ALAMET olduğu için,onun varlığını gösterdiği için malukatların hepsine ALEM denilmeye başlanmıştır(muhammed den çok sonra,kuran dan çok sonra böyle denilmeye başlanmıştır).Daha sonra da varlıkların ayrı ayrı olan cinslerinin her birine ALEM denilmeye başlanmıştır.Örneğin İnsanlar Alemi,Melekler Alemi,hayvanlar Alemi,Cansızlar Alemi.v.b.Hatta bazı düşünürler her varlık ve her cisim ayrı bir alemdir demeye bile başlamışlardır.=Yani ALAMETLER anlamına gelen ALEM KELİMESİ Kuran da bilen kimseler anlamına gelen ALEMU kelimesiyle birbirine karıştırılmıştır.Bu gün Kuran çevirilerindeki ALEM kelimesinin Türkçe çevirisiyle verildiği,bilen olarak çevrildiği,ama ENBİYA 107 deki ALEM kelimesinin neden Türkçeye çevrilmeden olduğu gibi bırakıldığı anlaşılmıştır heralde.Karışıklığın devam etmesini ve alem kelimesinden bilen yerine mahluklar(alametler) anlamı çıkarılmasının devam etmesini istiyorlar.Başka ayetlerde Türkçeye çevirdikleri ALEM kelimesini ENBİYA 107 DE neden Türkçeye çevirmeden veriyorlar?Beni ilk şüphelendiren bu garip durum olmuştu.
Yani ALEM kelimesinin MAHLUKLAR anlamında kullanılması kelamcıların ve bazı tefsircilerin yorumlarıyla ortaya çıkmış bir durumdur.Ne Arapça da böyle bir durum var ne de Kuran da.Kuran ın yazılışından çok sonra ortaya çıkmış olan bir yorumlama tarzıdır hepsi bu.
BKNZ:ŞERH-İ MEVAKIF-ŞERİF ALİ CÜRCANİ(ŞİRAZLI İSLAM BİLGİNİ)
****
Konuya yakından bakarsak alem/alim kelimesinin bilen anlamının dışında kullanılmasının çok arızalı ve yersiz olacağını görmek zor olmayacaktır:
Her şeyden önce tefsirin babası denilen İbni Abbas,alem kelimesinin Kuranda; şuurlu,bilen,anlayan gibi anlamların dışında kullanılmadığını söyler.Bunun dışında bir anlam vermenin arıza yaratacağını söyler.Bu söz doğrudur ve Kuranla sağlaması yapılabiliyor.(her kim söylemişse doğru söylemiş)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Abdullah_bin_Abbas
vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : daha iyi bilir(Yusuf 77 KuraN)

ALLAH ALEMDİR/ALLAH BİLENDİR(YUSUF 77 KURAN)

Artı bir yerde bilen anlamına gelen bir kelime başka yerde çok alakasız bir şekilde bütün mahluklar anlamına gelemez.Yani alim kelimesi aniden bütün mahluklar anlamına dönüşemediği gibi alem(bilen) kelimeside aniden bütün mahluklar anlamına dönüşemez.Bunu bir kitap içinde yapmak çok tuhaf ve abes olurdu zaten.
Yusuf 77 de ve pek çok yerde bilmek,bilen,öğrenen anlamına gelen bir kelime aniden şuursuz varlıklarıda içine alan zıt anlamlı bir kelimeye dönüşemez.Bir kitap içinde bunu yapmak,o kadar kısa sürede bu ani dönüşümü yapmak imkansızdır.
Zaten Kuranda böyle bir ani dönüşüme uğratmıyor alem(bilen) kelimesini.
Alem demek bütün mahluklar demekse o zaman pek çok arıza çıkar ortaya
1-Seni alemlere rahmet olarak gönderdik(ENBİYA 107 KURAN)
Alem bütün mahluksa Kuran bütün mahluklara nasıl rahmet oluyorki?Örneğin Ebu Leheb için,Ebu Cehil için,inanmayanlar için rahmet olmadığı kesindir.
2-Kuran alemler ibret alsın diyor.Eğer alem kelimesi bütün mahluklar demekse,şuursuz mahluklar nasıl ibret alabileceklerki?
Onu ve gemidekileri kurtardık ve gemiyi, âlemlere ibret yaptık.(ANKEBUT 15 KURAN)
Şimdi şuursuz varlıklar nasıl ibret alabileceklerki gemiden?Oysa alem kelimesine bilen anlamı verirseniz ayet ancak o zaman anlamlı olur.
Gemi bilenlere/alemlere ibrettir.(ANKEBUT 15 KURAN)
Şuursuz mahluklar ibret alamayacağına göre alem kelimesini bütün mahluklar anlamında kullanamazsınız.
Bu kelime Kuranda 3 versiyonla kullanılır sadece;ALLAHIN BİLMESİ(ALLAHU ALEMU),MELEKLERİN BİLMESİ ve İNSANIN BİLMESİ.
Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir(ya alemu), siz bilmezsiniz(la ta alemu)(BAKARA 216 KURAN)

vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : daha iyi bilir(Yusuf 77 KuraN)

ALLAH ALEMDİR/ALLAH BİLENDİR(YUSUF 77 KURAN)


…Allah da meleklere, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim(innî a’lemu)” demişti(BAKARA 30 KURAN)
   Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti(ALLEME)…(BAKARA 31 KURAN)

Şuursuz varlıklar alleme(öğrenen) olamaz değilmi?Şuursuz varlıklar alem(bilen) olamaz değilmi?Görüldüğü gibi Kuran bu kelimeyi şuursuzlarda olmayan bir özellik şeklinde kullanıyor.Şuurlulara özel bir eylem olarak bu kelimeyi kullanıyor.
Alem kelimesinin Kurandaki anlamından kayıp folklorik alanda çok farklı anlam sapmalarına uğrayarak kullanılması,Kurandaki anlamını değiştirmiyor.Bu çok açık.Ama bazı mollaların dediği gibi avam(halk yığını) bunları bilmez.Derinlemesine araştırmaz ve sorgulamaz.
                                            ***************
Burada açık bir meydan okuyuş vardır,alem demek bilen demek değilse o zaman ayetlerde geçen alem kelimesine bilen anlamı vermemeliler.Neden ayetlerdeki alem kelimesini bilen olarak çeviriyorlar?
Her şey çok açık bir şekilde ortada;
Herkesin görebileceği gibi,alem kelimesinin bilen olduğunu tercümanlar ve alimcikler çok iyi biliyorlar.Çünkü aşağıdaki ayetleri çevirirken ALEM kelimesini BİLEN olarak çevirmişler.Alem kelimesi bilen anlamına gelmiyorsa;neden aşağıdaki ayetlerde geçen ALEM kelimesine BİLEN anlamı veriyorlar?Neden başka bir anlam vermiyorlar?
وَاللّهُ أَعْلَمُ(ve allahu alemu)-allah iyi bilir(NİSA 45 KURAN)

وَاللّهُ أَعْلَمُ(ve allahu alemu)-allah iyi bilir-(NİSA 25 KURAN)

فَاعْلَمُو(FE ALEMU)-biliriz(MAİDE 34 KURAN)

فَاعْلَمْ(FE ALEM)-bilki(MAİDE 49 KURAN)

وَاللّهُ أَعْلَمُ(VE ALLAHU ALEMU)-allah iyi bilir-(MAİDE 61 KURAN)

وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ben bilmem-(MAİDE 116 KURAN)

وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ben bilmemekteyim-ENAM 50 KURAN

Bütün bu ayetlerdeki alem kelimesini bilmek ve bilen olarak çevirmiş tercümanlar.Demekki alem kelimesinin Kuranda alim ile aynı anlamda kullanıldığını,bilen anlamında kullanıldığını gayet iyi çözmüşler.

EK NOT:alem kelimesinin bilen olmadığını ve varolan her şey olduğunu dile getiren itiraz ve bunu desteklediği iddia edilen ayet:
   
Firavun  rab nedir dedi alemlere/bilenlere(ŞUARA 23-KURAN)
Musa dediki,o gökler yer ve ikisi ikisi arasında olan şeylerin efendisidir(ŞUARA 24 KURAN)
   Burada şuara 23.ayetteki alem kelimesine bakarak,şuara 24.ayetteki gökler ve yer arasındaki her şey ifadesini alem kelimesinin tarifi ve açılımı olarak görüyorlar.
Oysa bu bir aldanıştır.Çünkü Musa alem kelimesinin değil rab kelimesinin açılımını ve açıklamasını yapıyor şuara 24.ayette.24.ayette rabbin her şeye egemen olan anlamına geldiği söyleniyor.Alemin değil rabbin tanımı ve nufus alanı veriliyor 24.ayette.Rab vemaya(her şeye) egemen olandır diyen ayetten,vema(herşey) alemdir sonucu çıkmaz.
         (her şey anlamına gelen kelime alem değil vema kelimesidir.Yada kulli şeyin kelimesidir)

Zaten 24.ayette alem kelimesinin olmayışı ama dediki RAB(قَالَ رَبُّ) kelimesiyle ayetin başlaması bunu açıkça ortaya koyuyor.
         Eğer alem kelimesine bu anlayışla gökler yer ve ikisi arasında olan her şey anlamını verirsek;o zaman çok saçma bir durum ortaya çıkar.Çünkü o zaman Muhammedi alemlere gönderdik diyen ayet(ENBİYA 107) çok tuhaf bir anlama gelecektir.Muhammedi alemlere yolladık dediğinde,Muhammedi,ağaçlara,taşlara,fosillere,meteorlara ve yıldızlara yolladık gibi saçma bir anlam çıkar ortaya.Oysa İbni Abbbas’ın dediği gibi peygamberler uyarı amacıyla gönderildiği için,sadece kendisini anlayan şuurlu varlıklara gönderilirler.Şuursuzlara değil.Yani aleme şuurlu ve bilinçli olan anlamını vermek kaçınılmaz olacaktır.Şuursuzlar anlamı verilemez.
Oysa şuara 23.ayette kastedilen alemler yani bilenler Musa ve Harundur.İlerki ayetlerde bunun açıklaması vardır zaten;
Dediler iman ettik,alemlerin/bilenlerin rabbine(ŞUARA 47-KURAN)
Musa ve harunun rabbidir(ŞUARA 48-KURAN)
      Yani bilenlerin(alemlerin) rabbi derken,Musa’nın ve Harun’un rabbini kast ediyorlar.Alemler/bilenler derkende Musa ve Harun’u kastetmiş oluyorlar böylece.
Alem kelimesine var olan her şey dersek o zaman Kuranda geçen LA ALEMU(لَا أَعْلَمُ) yani ALEM OLMAYAN kelimesine ne anlam vereceğiz ki?
Bilen anlamı verdiğimizde la alemu yani alem olmayan kelimesi o zaman bilmiyorum anlamına gelecektir.Ama var olan her şey alemdir dersek o zaman BEN ALEM DEĞİLİM diyen ayetleri nasıl anlamlandırabilirizki?
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ve ben alem değilim-ve ben bilmem-(MAİDE 116 KURAN)

وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ve ben alem değilim-ve ben bilmemekteyim-(ENAM 50 KURAN)

(تَعْلَمُونَ)=la ta alemun-alem değilseniz-bilmemekteyseniz(ENBİYA 7-KURAN)

2 Aralık 2013 Pazartesi

KURANI EVRENSEL GÖSTERMEK İÇİN YAPILAN HİLELER

Kuran kendisini sadece Arap kavmine gelmiş,sadece Arap kavmi için düzenlenmiş sayar.Bu konuda çok nettir.Ama Emeviler döneminden beri İslamın Mollaları bunu görmezden gelmekte hatta üstünü örtmeye çalışmaktadırlar.Kuranı kavimsel değilde evrensel göstermek için çeşitli hilelere baş vurmaktadırlar.Bu durum onların Kuranın evrensel olmadığını iyi anladıklarını göstermektedir.Çünkü el birliği yaparak ve büyük bir çabayla hepsi aynı şeye yönelmişlerdir.Hepsinin aynı hilede ısrar etmesi ve aynı şeyi örtbas etmeye çalışması konuyu gayet iyi anladıklarını gösteriyor.
  ########################################
  ASIL KONUYA GİRMEDEN ÖNCE BİR ÖN GİRİŞ-HER PEYGAMBERİN MESAJI SADECE BİR KAVİM İÇİN GEÇERLİ OLABİLMEKTEDİR:
    Kuran DİL-KAVİM İLİŞKİSİ konusunda çok nettir.Onun için Kuran’ın tek kavim için düzenlendiğini anlamamaları zaten imkansızdır.Çünkü bu konudaki ayetler çok net:
  Biz her peygamberi başka değil,sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmi için göndeririz.Böylece onlara anlatabilmesini mümkün kılarız(İBRAHİM 4 KURAN)
  Yani her peygamberin mesajı sadece kendi dilini konuşan kendi kavmine uygundur.Peygamberin dilinden olmayan kavimlere uygun değildir.Peygamber mesajını yabancı dil konuşan yabancı kavimlere götürmüyor çünkü bu anlaşılmazlık ve benzeri problemler doğurur.Uygunsuz olur.Ayetin son cümlesi bunu açıkça söylüyor.Yani her peygamberin mesajı o peygamberin kendi dilini konuşan kendi kavmine uygundur sadece.Böylece her peygamber sadece bir kavmin peygamberi olmaya uygun olmuş oluyor.Dilini anlamayan kavimlerin peygamberi olamıyor.
  Dilini anlamayan kavimlerin peygamberi olmasının mahsurlu olacağı diğer ayetlerde de var:
  Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
  Yani bir kavme inen mesaj o kavmin kendi dilinde olmasa,neden dilimizde inmedi deme hakları oluyor.
Her peygamber sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollanıyorsa,bunun kavimler açısından sonucu nedir?
  Bu gayet açıktır,peygamberler sadece kendi dillerini konuşan kendi kavimlerine yollanıyorlarsa,bu durumda her kavim sadece kendi dilinde inen mesajla ve kendi dilini konuşan peygamberle muhatab edilmiş oluyor.Her kavim sadece kendi dilinde inen mesadan sorumlu oluyor.Böylece hiç bir kavim yabancı dildeki bir peygamberle muhatab edilmemiş oluyor,hiç bir kavim yabancı dilde inen bir mesajla muhatab edilmemiş oluyor.Onun için bu ayet aşağıdaki anlamada geliyor:
 Allah her kavme sadece o kavmin kendi diliyle seslenir,o kavmin kendi içinden olan bir peygamberle yapar bunu.Mesajını onlara anlatabilmesini bu şekilde sağlar.(İBRAHİM 4 KURAN)
  Ayette bu anlam açıkça vardır ve ayet böylede tercüme edilebilir.
  Yani her peygamber sadece bir kavmin ve bir dilin peygamberi olabiliyor.
  Sonra onun ardından peygamberler gönderdik,her birini kendi kavmine(YUNUS 74 KURAN)
 Peki Muhammed bunun istisnasımıdır?Hayır değildir.Çünkü ayetler onunda tek dil için ve tek kavim için geldiğini söylüyorlar.
 Seni ataları uyarılmamış olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
Yoksa onu kendisi uydurdumu diyorlar?Hayır o haktır.Senden önce hiç bir uyarıcı/peygamber gelmemiş olan bir kavmi uyarman için sana indirildi(SECDE 3 KURAN)
   Bütün kavimleri uyarmak için demiyor.
   O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
   Bütün kavimler ondan sorumludur demiyor.

    Ve peygamber şöyle diyecek;ey rabbim kavmim bu Kuranı terk etti(FURKAN 30 KURAN)
  Bu ayete göre diğer kavimler peygamberin gündeminde yoklar.Sadece kendi kavmiyle ilgili durum değerlendirmesi yapcak peygamber.
 Bir kavmin peygamberinin kendi içinden olması gerektiği yabancı kavimden ve yabancı dilden olmaması gerektiği çok açıktır.Kuranın Arap olmayanlara değilde Araplara indiği çok açıktır;
  
Eğer Kuran ı yabancı dilde indirseydik,neden Arapça değil diye itiraz ederlerdi.Arap olana Arapça olmayan kitap yollanırmı hiç derlerdi(fussilet:44-Kuran)
    O zaman Türklerinde neden dilimizde inmedi,Türke Türkçe inmeyen kitap olurmu deme hakları vardır.Japonların neden dilimizde inmedi,Japon olana Japonca inmeyen kitap olurmu deme hakları vardır.
  Kuranı başka değil pürüzsüz Arapça yaptık ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
  Demekki Japonların korunması içinde pürüzsüz Japonca bir kitap lazımdır.Türklerin korunması içinde pürüzsüz Türkçe bir kitap lazımdır.
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
  Şimdi bunu bütün kavimlere uygularsak Kuranın Araplara özel olduğu daha iyi anlaşılır.Ey Japonlar Kuranı anlamanız için Arapça indirdik.Ey Türkler Kuranı anlamanız için Arapça indirdik.Ne kadarda uygunsuz oluyor değilmi?
   Biz o Kuranı senin lisanınla kolaylaştırdık ki, onunla inatçı bir kavmi uyarasın ve müjdeleyesin(MERYEM 97 KURAN)
  Bütün lisanlar içindir demiyor,bütün kavimleri uyarmak için demiyor.
Bütün bunları gören Molla takımı bunları örtbas etmek için çeşitli hilelere baş vurdular:Bilerek anlamından saptırılan bazı ayetlerle konuyu hasır altı etmeye çalıştılar.
   #############################################
Şimdi mollaların hilelerine değinelim birazcık:
1-MEKKENİN ÇEVRESİ DEYİMİNİ BÜTÜN DÜNYAYI KAPSAYAN BİR HALE SOKMAK İSTEDİLER
2-KURANDAKİ İNSANLAR KELİMESİNİ YERYÜZÜNDEKİ BÜTÜN İNSANLAR OLARAK SUNMAYA ÇALIŞTILAR
3-KURANDAKİ ALEM KELİMESİNİ BÜTÜN YARATIKLAR ANLAMINDA KULLANMAYA ÇALIŞTILAR.
Şimdi bu hilelerin ayrıntılarına bakalım:
MEKKENİN ÇEVRESİ BÜTÜN DÜNYA ANLAMINA GELİR Mİ?
Bu kutsal mubarek kitaptır.Onların ellerindekini doğrulayandır.Ana şehri(Mekke) ve çevresindekileri uyarman için indirdik(ENAM 92 KURAN)

Kuranı sana Arapça indirdikki ana kent(mekke) ve çevresini uyarabilesin(ŞURA 7 KURAN)

Şimdi bu ayetlere bakıp mekkenin çevresi bütün dünya ve bütün insanlıktır diyorlar.Bu elbetteki açık bir saptırmadır.Kuran çevre derken civarı kasteder.Yakın civarı.Bütün dünyayı kastetmez.
Pauçlarını çıkar Musa.Çünkü Kutsal yerdesin,tuvadasın(TAHA 12 KURAN)
Ey musa bu ateş ve çevresindekiler mubarek kılındı(NEML 8 KURAN)
    Eğer çevre demek bütün dünya demekse o zaman ateşin çevresindekiler kutsal kılındığına göre,bütün dünyadakiler kutsal kılındı mı diyecekler?
Ateş ve çevresi kutsal olduğu için Musa papuçlarını çıkarmak zorundadır.
Eğer ateşin çevresi bütün dünyaysa o zaman bütün dünya kutsal kılınmıştır ve musa dünyanın her yerinde çıplak ayakla gezmek zorunda kalacaktır.
Mescidi aksa ve çevresi mubarek kılınmıştır(İSRA 1 KURAN)
   Çevre demek bütün dünya demekse o zaman;mescidin çevresi kutsal kılındı derken dünyanın her yeri kıtsal kılındı mı demiş oluyor?
Görünen o ki çevreden kasıt sadece civarıdır.
Yani kabenin çevresinde 7 defa dolaşmak(tavaf) bütün dünyanın etrafını 7 defa dolaşmak olmadığı gibi,mekkenin çevresi de,kudüsün çevreside,ateşin çevreside yakın çevre anlamına gelir.Civar anlamında.Bütün dünya anlamında değil.
Zaten Kuran Mekkenin Çevresini ARAPÇA KONUŞANLARLA SINIRLANDIRMIŞTIR:
Mollalar,mekke civarı diyen ayetlerin bütün insanlıgı kastettiğini iddia etsede,durum hiç öyle değildir.Çünkü ayetler Mekke Civarı kelimesine Arapça konuşulan civar olması gibi bir ön koşulda ekliyorlar.Eğer ARAPÇA kelimesi konulmamış olsa mollalar paçayı kurtarabilirdi.Ama ayetler açıkça Arapça bilenlerden ve Arapça konuşanlardan ibaret bir çevreden bahsediyor.Hatta Kuran ın Arapça inmesinin sebebini de MEKKE VE ÇEVRESİNDEKİLERİN ARAPÇA KONUŞANLARDAN İBARET OLMASINA BAGLIYOR
Kuranı sana Arapça indirdik ki,ana kent(mekke) ve çevresini uyarabilesin(ŞURA 7 KURAN)

Bundan önce bir rahmet ve önder olan Musanın kitabı var.Buda LİSANI ARAPÇA OLAN KİMSELERİ uyarman için indirilen bir kitaptır(AHKAF 12 KURAN)

Aslında TEK ANA KENT YOK PEK ÇOK ANA KENT VAR.Yani her kavmin bir ana kenti ve çevre kentleri var.Yahudilerin Kudüs,Arapların Mekke v.b.
Bir ana kentin çevresi diğer ana kentin çevresi başlayınca sona eriyor.
Ve her kavmin ana kentine ve çevresine ayrı bir peygamber gerekiyor:
Rabbin memleketlerin ana kentlerine peygamberler yollamadıkça o memleketleri helak etmez(KASAS 59 KURAN)

Sen peygamberlerden birisin.Bütün kavimlerin her biri için ayrı bir peygamber vardır(RAD 7 KURAN)
    Aslında anlatılmak istenen bir kavmin her şehrine değil sadece ana kentine peygamber yollanacağıdır.Ana kente yollanan peygamberin o kavmin çevre kentlerinede yollanmış olacağıdır.
Dileseydik elbetteki her beldeye ayrı bir peygamber yollardık(FURKAN 51 KURAN)
  Ama hayır bunu yapmıyoruz diyor.Bir kavmin sadece ana kentine peygamber yolluyoruz diyor.
####################
KURANDA İNSANLAR KELİMESİ BÜTÜN İNSANLIK ANLAMINA GELİYOR MU?
Deki ey insanlar topluluğu ben sizleri uyarmak için geldim(ARAF 158 KURAN)
Seni bütün gönderişimiz insanlara uyarıcı olmandır,başkası şey değil(SEBE 28 KURAN)
    Bu ayetleri göstererek bakın insanlara gönderildin diyor,o zaman bütün insanlara gönderildi anlamı çıkar diyorlar.(Ayrıca bu ayetteki İLLA KAFFATEN kelimesi bütünü bundan ibaret anlamına gelir.Ama tercüme hileleri yaparak buradaki kaffeten/bütünü kelimesini insanlar kelimesine ekliyorlar.Böylece bütün insanlar anlamını suni olarak var göstermeye çalışıyorlar.Oysa kaffaten kelimesinin başında illa olumsuzluk eki vardır ve bu kelimeyi insanlar kelimesine değil uyarıcılık kelimesine bağlamayı gerektirir.Yani seni yollayışımızın bütün hepsi uyarıcı olman içindir/başka şey için değildir anlamını verir bu kelime.Bütün insanlar anlamını vermez)
Buda bilinçli yapılan bir aldatmaca ve yanıltmadır.Çünkü Kuran insanlar yada insanlar topluluğu(Lİ EN NASİ) derken PEYGAMBERİN KAVMİNDEN OLAN İNSANLARI kastetediyor.Yani İNSANLAR derken BİR KAVMİN İNSANLARI kastediliyor.
Musa asayla taşa vurunca sular fışkırdı ve bütün insanlar(kulli en nasi) o sudan içtiler(BAKARA 60 KURAN)
   Şimdi bütün insanların o suyu içmesi ne anlama geliyor?Çinden Brezilyaya kadar bütün insanlar mı?Yoksa sadece Musa nın kavminden olan bütün insanlar mı?
Açıkça bütün insanlar diyerek tek kavmin bütün insanları kastediliyor.Musa kavminden olan bütün insanlar.Aynı şey muhammed içinde geçerlidir.Kuran insanlara gönderdik derken Muhammedin kavminden olan insanları kastediyor.
Allah dedi ey Musa;seni bütün insanların başı olarak seçtim.Gönderdiklerimle ve sözlerimle(ARAF 144 KURAN)
   Şimdi ne diyelim?Musa bütün yeryüzü insanlarının başınamı getirildi?Elbetteki hayır.Yine bütün insanlardan kasıt Musa kavminden olan insanların tamamıdır.
Aynı şekilde Muhammedi insanlara yolladık derkende;kendi kavminden olan bütün insanlara gönderdik demiş oluyor.
Bütün kavimlerin bütün insanlarına değil.Nasılki Musa sadece kendi kavmi olan insanlara gelmişse,Muhammed de sadece lisanı Arapça olan insanlara gelmiştir:
Bundan önce bir rahmet ve önder olan Musanın kitabı var.Buda LİSANI ARAPÇA OLAN KİMSELERİ uyarman için indirilen bir kitaptır(AHKAF 12 KURAN)
   Musa nın kitabı Arapça olmadığı için,Araplar ondan sorumlu değiller.
Zaten Kuran anlayışında bir peygamber milyonlarca kişiye gönderilmez.
Onu(Yunus’u), yüz bin yahut daha fazla kişiye peygamber olarak gönderdik.(SAFFAT 147 KURAN)
                   ###########################
ALEM(BİLEN) KELİMESİNİN SAPTIRILMASI VE İSTİSMARI:
Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn(âlemîne)
Merhametimizle seni alemlerden başkasına göndermedik(ENBİYA 107 KURAN)

   Tefsirin babası denilen en eski ve en büyük tefsirci sayılan İBN-İ ABBAS,alem kelimesinin sadece şuurlanmış olanları kapsadığını söylemiştir.Bir kavim yada bir zümre içindeki şuurlanmışları.Yani günümüz tabiri ile aydınları,cahil olmayanları.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Abdullah_bin_Abbas
İbni Abbas Ankebut Suresi 15 nolu ayetini ve Kamer Suresi 15 nolu ayetini referans göstermiştir buna.
O ayetlerde;geminin alemlerin düşünmesi ve ibret alması için geriye bırakıldığı söyleniyor.Gerekli ibreti almak sadece aklını iyi kullananlara özel olduğu için,alemler ibret alır demek aklını iyi kullananlar ibret alır demektir.Yani alem ile aklını iyi kullanan aynı anlamdadır.Zira akılsızlar ve cahiller ibret alamayacağı için cahiller alem(ibret alan akıllılar) sayılamazlar.
Fe enceynâhu ve ashâbes sefîneti ve cealnâ hââyeten lil âlemîn(âlemîne)
Gemiyi bilenlerin(alemine) ibret alması için geriye bıraktık(ANKEBUT 15 KURAN)

Onu bir işaret olarak geride bıraktık.Düşünüp ibret alınsın diye(KAMER 15 KURAN)

  İlk ayet alemler ibret alsın diyor.İkinci ayet düşünüp ibret alınsın diyor.Yani alem demek düşünüp ibret alan demektir.
Bu çok yerinde bir çıkarımdır.Alemler ibret almalıdır(KAMER 15) denildiğine göre,şuursuzlar ibret alamayacağına göre:demek ki alem demek şuurlu olan demektir.
Zaten ilginç olan,tercümanların diğer ayetlerde ALEM kelimesini Türkçeye çevirmeleri ve BİLEN anlamında çeviriye almalarıdır.Ama enbiya suresinde nedense ALEM kelimesini BİLEN olarak çevirmemişler ve olduğu gibi Arapça bırakmışlar.Neden?Bu size hiç ilginç gelmiyormu?
Örneğin Yusuf suresi 77 nolu ayette ALEM kelimesini BİLEN(ALEMU) olarak çevirmişler.Ama enbiya suresinde olduğu gibi Arapça bırakmışlar.
vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : iyice bilir/bilmektedir(YUSUF 77 KURAN)

Ve Allah iyice bilmektedir(YUSUF 77 KURAN)
   Mollaların yaklaşım bütünlüğü yoktur.Yani bir yerde ALEM kelimesini BİLEN olarak çevirmişler ama başka yerde ALEM kelimesini olduğu gibi Arapça bırakmışlar.Bu bir çelişkidir ve her çelişki bir operasyondur.Örtbas etme operasyonu.
O halde ayeti yeniden yazalım:
Seni merhametimizle BİLENLERDEN(ALEMU) başkasına yollamadık(ENBİYA 107 KURAN)
   Yani BİR KAVMİN BİLENLERİNE YOLLADIK anlamındadır bu ayet.
Kuran da ALEMU(BİLMEK) fiilide tek kavimle ilişkilendirilmiştir zaten:
Bunda bir kavmin bilmesi(YA-ALEMUNE) için ayetler vardır(NEML 52 KURAN)
  Sıkıysa bu ayetteki alem kelimesinide olduğu gibi Arapça bıraksınlarda görelim boylarını.O zaman şu anlama gelir ayet:SİZ ÇOK ALEM BİR KAVİMSİNİZ
Kuran bir kavim için Arapçadır,bilsinler(YA ALEMUNE)-FUSSİLET 3 KURAN
    Bir kavmin bilmesi için yada bir kavmin bilenlerine(ya alemune) diyor açıkça.
Alem kelimesindede kavmi aşan bir şey yok yani.Bir kavmin alem/bilen olması için Arapçadır.

1 Aralık 2013 Pazar

KURAN ARAP OLMAYANLARA SESLENİYOR MU?

Her şeyden önce şunu belirtmeliyiz ki;insana yol gösteren ve insanı aydınlatan sorulardır.Bizde soruların yol göstericiliği ile yolumuzu bulacağız.Kuran ayetlerine doğru soruları sorarak bir gerçeği açığa çıkarmak istiyoruz.
  Bir metni anlamanın en iyi yolu o metne doğru soruları yöneltebilmektir(UMBERTO ECO)
  Bizde Kuran metinlerine(ayetlere) sorulması kaçınılmaz olan soruları sorarak gerçeği açığa çıkarmaya çalışacağız.
  Sorulması gereken ilk soru aşağıdaki iki ihtimali gündeme getirecek özellikte olmalıdır;
  1-Kuran kendisini Araplar ve Arap olmayanlar için düzenlenmiş bir kitap mı sayıyor?
  2-Yoksa Kuran kendisini sadece Araplar için düzenlenmiş bir kitapmı sayıyor?
   (Kuranın Arapça oluşunu değil ben Arap Kavmine özelim,ben Arap Diline özelim demesini işleyeceğiz burada.Tatlı su kurnazlığı yaparak,Kuran Arapçaysa ne olmuş gibisinden laflar etmeye gerek yoktur.Kuranın Arapça olması başka şey,Ben Arap Diline özelim,Arap Kavmine özelim demesi başka şeydir.Arapça oluşunu değil Arap Kavmine ve Arap Diline özelim demesini işleyeceğiz)
   Biz her peygamberi başka değil,sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmi için göndeririz.Böylece onlara anlatabilmesini mümkün kılarız(İBRAHİM 4 KURAN)
   Bir peygamberin ve getirdiği mesajın,başka bir dil konuşan başka kavimlere değil,kendi dilini konuşan kendi kavmine yollanması ne anlama geliyor?
  Bir peygember mesajını kendi dilinden olmayanlara,kendi kavminden olmayanlara getirirse ne olur?
  Bunun anlaşılma problemi yaratacağını,onun için olmaması gereken bir şey olduğunu ayetin son cümlesi açıkça söylüyor.
   Bu ayetten,her peygamberin mesajının,sadece o peygamberin dilini konuşan,o peygamberin kendi kavmi için uygun olacağını,dilini anlamayan yabancı kavimler için uygun olmayacağını anlamak için; dahi olmaya gerek yoktur sanırız.
  1-Buradan açıkça bir peygamberinin getirdiği mesajın dilinin,sorumlu tutulacak kavmin dilinde olması şartı,mesajın diliyle mesajın gönderildiği kavminin dilinin uyumlu olması gerektiği,çok açık bir şekilde ortaya çıkmıyormu?
 2-Peygamberlerin mesajları ve peygamberler kendi dillerinden olmayanlara gönderilirse bunun sorun yaratacağı,ayetten açıkça anlaşılmıyormu?
  Her peygamber sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollanıyorsa,bunun kavimler açısından sonucu nedir?
  Bu gayet açıktır,peygamberler sadece kendi dillerini konuşan kendi kavimlerine yollanıyorlarsa,bu durumda her kavim sadece kendi dilinde inen mesajla ve kendi dilini konuşan peygamberle muhatab edilmiş oluyor.Her kavim sadece kendi dilinde inen mesadan sorumlu oluyor.Böylece hiç bir kavim yabancı dildeki bir peygamberle muhatab edilmemiş oluyor,hiç bir kavim yabancı dilde inen bir mesajla muhatab edilmemiş oluyor.Onun için bu ayet aşağıdaki anlamada geliyor:
 Allah her kavme sadece o kavmin kendi diliyle seslenir,o kavmin kendi içinden olan bir peygamberle yapar bunu.Mesajını onlara anlatabilmesini bu şekilde sağlar.(İBRAHİM 4 KURAN)
  Ayette bu anlam açıkça vardır ve ayet böylede tercüme edilebilir.
  Ayetin her iki çevirisindende,bir kavmin sorumlu tutulacağı mesajın o kavmin kendi dilinde inmiş olması gerektiğini,o kavimden bir peygamberle bunu yapmak gerektiğini,aksi durumun problem yaratacağını anlamak gayet kolaydır.
    Mesajın diliyle kavmin dilinin aynı olmamasının problem yaratacağını,bu problemin doğmaması için de peygamberin mesajının diliyle mesajdan sorumlu tutulan kavmin dilinin aynı olması gerektiğini anlamamak mümkün mü?
     ##################################################
  Bir kavmin sorumlu tutulacağı mesajın o kavmin kendi dilinde inmiş olması gerektiğini,o kavimden bir peygamberle bunu yapmak gerektiğini,aksi durumun problem yaratacağını söyleyen başka ayetlerde vardır:
  Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
  O halde Japonlarında neden dilimizde inmedi,Japon olana Japonca olmayan kitap yollanırmı hiç deme hakları yokmudur?Veya Frnasızların,veya Türklerin veya Çinlilerin böyle bir ititraz hakkı yokmudur?
  Fussilet 44 nolu ayet böyle bir itiraz hakkını bütün kavimlere tanıyor açıkça.
  Kendini müslüman görenler,bunu daha ne kadar görmezden gelebilcekler ki?
   Olay bu kadarla da bitmiyor.Kuran kendi dilinin ve içeriğinin düzenlenişinde,sadece Arap Kavminin anlamasını göz önünde bulundurduğunu söylüyor.
  Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
   Japonların anlaması için Arapça indirdik anlamı çıkarmaya imkan varmı?
  Çinlilerin anlamasını istediğimiz için Arapça indirdik anlamı çıkarmaya imkan varmı?
  O halde buradan,Kuranın sadece Arapların anlamasına yönelik olduğu ortaya çıkmıyormu?
  Kuranı başka değil pürüzsüz Arapça yaptık ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
  Bu ayetteki,pürüzsüz Arapça olmasaydı Arap Kavmine uygun olmazdı anlamını farkedemeyen varmı?
  Arapların korunabilmesi için pürüzsüz Arapça bir kitap gerekiyorsa,Japonların korunması içinde pürüzsüz Japonca bir kitap gerekmiyormu?
  Çinlilerin korunması için pürüzsüz Çince bir kitap gerekmiyormu?
   Kuranın çizdiği tablo çok nettir aslında.Araplar bize kendi dilimizde inmiş kitap gelmedi demesinler diye,okumasına yabancı olmadığımız Arapça kitap inmedi diye meşru bir itiraz hakkına sahip olmasınlar diye Kuran inmiştir.Ayetler konuyu böyle açıklıyorlar.
    “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okunmasına yabancıydık” demeyesiniz diye;(ENAM 156-kuran)
    Güzel demek Araplar kendi dilimizde kitap inmedi deme hakkına sahip olmasınlar diye Kuran indirildi.O zaman Arap olmayan kavimler bu meşru itiraz hakkına halen daha sahipler demektir.Örneğin Japonların,bize okumasına yabancı olmadığımız japonca kitap indirilmedi demek bir meşru hakları halen devam ediyor.Yada Çinlilerin,bize okumasına yabancı olmadığımız Çince bir kitap inmedi demek gibi meşru itiraz hakları halen devam ediyor.
           ########################################
  Her peygamber sadece kendi dilinde olan kendi kavmi için mesajını getiriyor,dilini anlamayan yabancı kavimler için değil diyor İbrahim Suresi 4 nolu ayet.Üstelik İbrahim 4 nolu ayet Muhammed bunun istisnasıdır demiyor.Diğer ayetlere bakarsak Muhammed de sadece kendi dilini konuşan kendi kavmi için mesajını getirmiştir.
  Ona bir mucize indirilseydiya derler.Sen sadece peygamberlerden birisin ve bütün kavimlerin her biri için ayrı bir peygamber vardır(RAD 7 KURAN)
Sonra onun ardından peygamberler gönderdik,her birini kendi kavmine(YUNUS 74 KURAN)
Muhammed de bunun istisnası değildir.
Muhammed de sadece tek kavme ve tek dile özeldir..

 Seni ataları uyarılmamış olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
Yoksa onu kendisi uydurdumu diyorlar?Hayır o haktır.Senden önce hiç bir uyarıcı/peygamber gelmemiş olan o tek kavmi uyarman için sana indirildi(SECDE 3 KURAN)

  Neden bütün kavimleri uyarman için gönderdik demiyor?
  Ve peygamber şöyle diyecek;ey rabbim kavmim bu Kuranı terk etti(FURKAN 30 KURAN)
  Diğer kavimlere hiç değinmiyor,görüldüğü gibi.Diğer kavimler tamamen peygamberin kapsam alanı dışında.
 Peygamberin sadece kendi kavminden bahsedecek olması,diğer kavimlere hiç değinmemesi ne anlama geliyor?
   O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
  Neden bütün kavimler ondan sorumludur demiyor?
  Eğer tek kavim için düzenlenmeseydi,bu ayette bütün kavimler ondan sorumludur demesi gerekmezmiydi?
  Bütün kavimleri sorumlu tutsaydı bu ayet böyle olmazdı.Diğer kavimlerde sorumludur diye belirtirdi.
   #######################################
  Tabi birde asla doğru tercüme etmedikleri,açıkça tercüme hilesi yaptıkları bir ayet var.Fussilet Suresi 3 nolu ayetini bilerek yanlış çeviriyorlar.Çünkü bu ayet Kuranın Arap Kavmi için olduğunu çok açık olarak belirtiyor.O yüzden doğru tercümesini veremiyorlar.Mecburen.
كِتَابٌ(kitabun)=kitap
 فُصِّلَتْ(fussilet)=açıklandı/ayrıntılandı
 آيَاتُهُ(ayatu-hu)=onun ayetleri
 قُرْآنًا(Kuran-en)=Kuran
 عَرَبِيًّا(Arabiyyen)=Arapça/Araba yönelik
  لِّقَوْمٍ(li kavmin)=bir kavim için
يَعْلَمُونَ(ya'lemune)=bilirler,bilsinler
 Kitap,ayetleri açıklandı.Kuran Arapçadır bir kavim için,bilsinler(FUSSİLET 3 KURAN)
  Ayetin doğru tercümesi böyledir.Arapça bilen her hangi biri açıkça bilirki;Lİ KAVMİN demek TEK KAVİM İÇİN demektir.BİR KAVİM İÇİN demektir.Yani bütün kavimler için değilde,tek kavim içindir anlamına gelir bu kelime.
   Bunun farkında olan müslüman tercümanlar Fussilet 3 nolu ayette tercüme hilesi yapıyorlar.
   Kuran,bilen bir kavim için Arapçadır(FUSSİLET 3 KURAN) şeklinde çeviriyorlar.
   Oysa Arapçadır kelimesi ayetin sonunda değildir,Yalemu(bilirler) kelimesi ayetin sonundadır.Ama onlar ayetin sonunda Arapçadır kelimesi varmış gibi davranıyorlar.Yalemu(bilsinler) kelimesi Arapçadır kelimesinden önce geçiyormuş gibi davranıyorlar.Bunun bir sebebi var.Çünkü böyle yaparak Arapça ile bir kavim içindir(li kavmin) kelimelerinin bağlantılı olmasını gözden gizliyorlar.Kavim kelimesiyle bilmek kelimesini suni bir şekilde birbirine bağlayarak bunu örtbas etmeye çalışıyorlar.
  Yani ayete bütün kavimleri kast ediyormuş havası vermek istiyorlar.Oysa ayet öğle demek isteseydi Lİ KAVMİN(TEK KAVİM İÇİNDİR) sözünü kullanmazdı.Onun yerine  KÜL-Lİ KAVMİN(BÜTÜN KAVİMLER İÇİNDİR) sözünü kullanırdı.
   Eğer Müslüman tercümanlar haklı olsaydılar bu ayet;Kuran bütün kavimlerin bilen kişileri içindir derdi.Ama öğle demiyor.Ve Arapçadır kelimesi TEK KAVİM İÇİNDİR(Lİ KAVMİN) kelimesiyle peş peşe gelmezdi.Ayetin en sonunda olurdu Arapçadır kelimesi.Ama işte öğle değil.Bunun farkındalar ve başka kelimeyi değilde Lİ KAVMİN(TEK KAVİM İÇİNDİR) kelimesini örtbas etmeye çalışmaları tesadüf değil.
   Ama hayret,Fussilet 3 nolu ayette Kuranın tek kavim için olduğunu gizlemeye çalışan müslüman tercümanlar;Secde Suresi 3 nolu ayeti doğru çevirmişler.Onların tercümelerinde bile Kuranın tek kavim için olduğu,tek kavme yönelik olduğu açıkça görülüyor.Secde suresi 3 nolu ayette kıvırabilecekleri bilen kelimesi gibi kelimeler olmadığı için olsa gerek.
  Yoksa onu kendisi uydurdumu diyorlar?Hayır o haktır.Senden önce hiç bir uyarıcı/peygamber gelmemiş olan bir kavmi uyarman için sana indirildi(SECDE 3 KURAN)
  İşte müslümanların hepsi bunu böyle çevirmişler.Onların tercümelerinde bile bütün kavimler için gönderdik demiyor,tek kavim için gönderdik diyor.
  Ve asla doğru çevirmeye yanaşmadıkları bir ayet daha var:Nahl Suresi 64 nolu ayeti.
   وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
   
ve mâ enzelnâ=ve biz indirmedik,aleyke el kitâbe=sana kitabı,illâ=den başka,li tubeyyine=açıklaman için,lehum=onlara,ellezî ihtelefû=ihtilafa düşmüş/düştükleri,    fî-hi=ona dair/onun hakkında,ve huden=ve hidayet,ve rahmeten=ve rahmet,li kavmin=tek kavim için,yu'minûne=iman etmeleri/müminlik
   Kitabı sana başka şey için değil,sadece kendi arasında ihtilaf yaşayan tek kavim için(li kavmin) uyarı,hidayet ve rahmet olarak indirdik.İman etsinler(NAHL 64 KURAN)
  Aynı hileye yine başvurmuşlar.Ayetin Arapça metninde Lİ KAVMİN(TEK KAVİM İÇİNDİR) sözü var ama ayetin Türkçe tercümelerinde sanki bir kavim için değilmiş gibi bir hava vermeye çalışıyorlar.